Hürrem Sultan’ı Tanıyalım

2
1624

Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süleyman‘ın öykülerini anlatan Muhteşem Yüzyıl dizisi yayına girdiğinden beri, Osmanlı’da harem hayatı ve padişahlar en çok tartışılan gündem maddesi oldu. Tabi ki harem deyince de herkesin aklına önce Hürrem Sultan geliyor. Anlatılan oyunlar, entrikalar, cinayetler gerçek mi değil mi bilmiyoruz. Aslına bakarsanız, mesela İlber Ortaylı’ya göre, haremde olmuş bitmiş hiç bir şey tam manası ile bilinemiyor. Çünkü orası adı üzerinde “Harem”. Bilinenler var ise de bugüne gelene kadar bire bin katılarak anlatılan ve abartılan şeyler. Yine İlber Ortaylı’ya göre bu konular üzerinden kurgu yapılıp, film ve diziler üretilmesi de, tarihi gerçekler saptırılmadığı sürece sorun teşkil etmez. Fakat söz konusu Türkiye olunca iş biraz değişiyor. Kurtlar Vadisi dizisinde Çakır ölünce arkasından cenaze namazı kılan, dizilerdeki kötü adamları ya da kötü kadınları, örneğin Ferhunde’yi sokakta görünce hakaret ve taciz eden, milli bir meselemizin intikamı bir filmde alınınca, içi ferahlayan bir toplum haline getirildik. Toplumun kendi gerçekliği dışında, başka bir dünya ve sanal bir gerçeklik(!) oluşturulmuş durumda. Bunun temel sebebi de toplumun az okuması. Az okuyan birey, kendisine söylenenler ve gösterilenlerle bilgi dağarcığı oluşturmaya çalışıyor.

Hürrem Sultan‘ı anlatmaktaki amacımız da, en azından televizyonda gösterilene inanmayıp, araştırma yapmaya kalkan insanın da internetteki zırvalardan biraz olsun sıyrılıp, akademik bir bilgiye ulaşabilmesini sağlamak. Tekrar etmekte fayda var ki Harem ile ilgili çok az bilgi dışında kesin birşey söylemek mümkün değil, ama söylemişken de araştırılmış ve kaynaklara dayanarak yazılmış bilgiyi vermek boynumuzun borcu. Herkesin aklında şu soru var, Hürrem Sultan kimdir, Hürrem Sultan’ın gerçek hayat hikayesi nasıldır ? Bu sorulara, 1958 yılında İskit Yayınları tarafından çıkarılmış, 6 ciltlik Mufassal Osmanlı Tarihi adındaki eserin 2. cildinde çerçeve içinde verilen bir Hürrem Sultan yazısı ile cevap vermeye çalışacağız. Yazımızın sonunda da İskit Yayınları için bu yazıyı hazırlayan heyetin kullandığı kaynakları, Biblioğrafya başlığı altında bulabilirsiniz. Bunların içinde güvenmediğiniz kaynak, ya da düzeltilmesi gereken sonradan belgeyle kanıtlanmış bir bilgi  olduğunu düşünürseniz, lütfen yorumlarınızı esirgemeyin.

Hürrem Sultan

Hurrem Sultan Kimdir ?

” Osmanlı İmparatorluğunun en kudretli devrinde, saray kadınlarının nüfuzundan bahsedilmesine sebep olan Hurrem Sultan, saraya bir cariye olarak girmiş, padişah zevceliğine yükseldikten başka, Kanuni gibi bir padişah üzerinde nüfuz tesis etmesiyle nazarı dikkati celbetmiştir. Avrupa tarih ve edebiyatıda, ‘Roxolane’, bazen de ‘Rosanne’ diye anılan bu kadının Rus veya Leh olduğu söylenir. (Bugün Ukraynalı olduğu bilinmektedir.) Memleketinin Galiçya’da Robotyn/Rogatinas şehri, babasının da Marsigli adında bir piskopos olduğu ayni şehirdeki söylentiler arasındadır. Kırım Tatarlarının Dniestr üzerine yaptıkları bir akında ele geçirilmiş olması bakımından Slav ırkından geldiğinde şüphe bulunmayan Roxolane’nin, Osmanlı Sarayı’na intikalinden sonra, kısa zamanda padişah üzerinde tesir icra edecek derecede varlık göstermesinde, O’nun, güzelliğinden daha çok cazibesinin aynı zamanda zeka ve kurnazlığının rol oynadığı anlaşılıyor. Hurrem Sultan hakkında ilk malumat verenlerden Pietro Bragadino’nun ‘gene güzel değil, fakat şirin’ şeklinde tavsifi pek yerinde görünmektedir. Hammer, ‘Devlet-i Osmaniye Tarihi‘ isimli meşhur eserinin altıncı cildinin zeylinde, Venedik Cumhuriyeti’nin İstanbul Elçisi Bernardo Navagera’dan naklettiği bir hadise ile, Hurrem Sultan’ın hırçınlık ve kurnazlığına bir misal vermek istemiştir. Venedik elçisinin bildirdiğine nazaran : Roxolane bir gün, Kanuni’nin ilk gözde hasekilerinden (Mahidevran) Gülbahar Sultan ile kavga etmiş, Şehzade Mustafa’nın annesi olan ve Çerkez aslından gelen (Mahidevran) Gülbahar Sultan O’na hakaretamiz kelimeler sarfettiği gibi tırnaklariyle  yüzünü  de çizmiştir. Bu kavgadan biraz sonra Kanuni Süleyman kendisini huzuruna çağırdığında Roxolane, bir kadın olduğu, yüzü gözü çizik bir halde bulunduğunu, bu vaziyetiyle padişahın huzur ve nazarlarını rahatsız etmemek istediğini bildirmek suretiyle hükümdarın nazarı dikkatini kendi üzerine çekmiştir (Venedik elçisinin bu tip bilgileri nasıl edindiğini merak etmemek elde değildir.) Kanuni’nin bu hadiseden sonra Hurrem’i nikah ettiği, (Mahidevran) Gülbahar Sultanı da oğlunun sancak beyi olarak bulunduğu Manisa’ya gönderdiği söylenmekteyse de, Gülbahar’ın Manisa’ya Hafsa Sultan’ın ölümünden sonraya rastlamaktadır.
Padişahın hasekileri arasında yer alıp Mehmed, Cihangir, Selim ve Bayezid’den mürekkep dört erkek, Mihrimah Sultan’dan ibaret bir kız çocuğu dünyaya getiren Hurrem Sultan, Kanuni’nin ihtiyarlık devrinde şehzadelerle ilgili meselelerde bizzat müessir olmuştur. Padişahın annesi Hafsa Sultan’ın ölümünden sonra sarayda en fazla sözü geçen kadın haline gelen Hurrem Sultan, kocası üzerindeki nüfuzundan istifade ile hükümdarlığı kendi çocuklarına maledebilmek üzere faaliyete koyulmuştur. Bunun için (Mahidevran) Gülbahar Sultan’dan dünyaya gelen en büyük şehzade Mustafa’yı hedef ittihaz ederek, onun ortadan kalkması uğrunda gayret sarfetmiştir. Şahsi meziyetlerinin de tesiriyle ordu ve halk tarafından tutulan şehzade Mustafa’yı istemeyen Hurrem Sultan, O’nu tutan kimselerin de aleyhdarı kesilmiştir. Vezir-i Azam İbrahim Paşa‘ya aleyhdar kesilişi sebepleri arasında bu noktaya da yer verilir.

Şehzade Mustafa‘yı ortadan kaldırmaya niyet eden Hurrem Sultan, büyük şehzadeye karşı kendi oğullarından Bayezid’i destekleyerek, padişahın da Bayezid üzerinde sevgisinin artmasına çalışmıştır. Böylece Kanuni’nin Bayezid’e alakası fazlalaşmıştır. Kızı Mihrimah Sultan‘ın kocası olan Vezir-i Azam Rüstem Paşa ise, kayınvalidesinin tesiriyle Bayezid’e  taraftar, buna mukabil Mustafa’ya da aleyhdar kesilmiştir.

Hurrem Sultan’ın uğraşmaları neticesinde şehzadeler arasında meydana gelen bu tarafgirlik meselesi, Şehzade Selim ile musahibi Celal Bey arasında cereyan eden şu konuşmada en güzel ifadesini bulmaktadır. Hurrem Sultan ve Rüstem Paşa’nın tesiriyle babası Kanuni Süleyman’ın da Bayezid’i tutmaya başladığını duyan Şehzade Selim, musahibi Celal Bey ile içki içerken;

– “Halk arasında bizim için ne derler ? Saltanatı kime tahmin ederler.”  diye sormuş. Celal Bey de : Bayezid’i babası, annesi ve veziriazamın, Mustafa’yı da askerin tuttuğunu söyleyince Selim:

– Sultan Mustafa’yı en kuvvetlisi istesin, Bayezid Hanı ana ve babası talebetsin. Selim fakire de mevlası rağbet etsin. Biz sefamızı sürelim, yarının sahibi var.” demiştir.

Hakikaten Selim’in bu mütevekkil konuşmasında tezahür ettiği vechile en büyük kuvvet olan, “yarının sahibi” tahtı Selim’e nasib etmiştir. Ama iş o kerteye gelene kadar Hurrem’in entrikasının da tesiriyle evvela Şehzade Mustafa ortadan kaldırılmıştır.

Şehzade Mustafa’nın idamının akabinde veziriazam yapılan Kara Ahmed Paşa da Hurrem’in tesiriyle katledilen bir kimsedir. Hurrem Sultan’ın Kara Ahmed Paşa’ya hasımlığı, veziriazamlığı, damadı Rüstem Paşa’ya ikinci defa temin etmek endişesinden ileri gelmiştir.

İki veziriazam ile bir şehzadenin öldürülmesinde hissedar bulunan Hurrem Sultan, Şehzade Mustafa’nın idamından sonra, Selim ile Bayezid arasında veliahtlık mücadelesi başlamak üzereyken, kendisi Bayezid’i tutmakla beraber, iki oğlu karşısında bir muvazene unsuru rolünü oynamaktaydı. 16 Mart 1558’de ölünce bu muvazene kayboldu. Şehzadeler arasındaki geçimsizlik mücadele safhasına intikal ettikten başka, O’nun tuttuğu Bayezid’de en sonunda partiyi kaybetti.

Hurrem Sultan’ın Kanuni üzerinde fazlaca müessir olmasının en büyük sebebi, muhakkak ki padişahın O’nu büyük bir aşkla sevmesinden ileri gelmekteydi. Kanuni’nin muhtelif vesilelerle İstanbul’dan uzakta bulunduğu sırada Hurrem Sultan’a yazdığı mektuplarda bu sevgi pek aşikar şekilde belli olmaktadır. Hurrem Sultan’ın padişaha gönderdiği mektuplarda da mukabil sevgi göze çarpar.

İmparatorluğun en parlak devresinde yaşayan ve bu asır içinde Osmanlı Sarayı’nın en mühim kadın siması olarak tezahür eden Hurrem Sultan, bir takım bayındırlık eserleri meydana getirdiği gibi, namına eser meydana getirilmesine de vesile teşkil etmiştir. Kendisinin yaptırdığı en mühim eser, İstanbul Aksaray’da cami, medrese, imaret ve darüşşifadan ibarettopluluktur. Kanuni Sultan Süleyman’da O’nun adına Mekke ve Medine’de birer imaret yaptırmış, Edirne’ye su getirerek bir çok çeşmeler açtırmış, Meriç üzerindeki Cezri Mustafa Paşa’da da cami, imaret, kervansaray inşa ettirmiştir.

Biblioğrafya : Hammer (M. Ata) : Devlet-i Osmaniye Tarihi C. 2. Busbecq ( Hüseyin Cahid ), Türk mektupları. Âli : Künh-ül ahbar. Ahmed Refik : X. asr-ı hicride İstanbul hayatı. Ahmed Refik : Hurrem Sultan’ın Son Seneleri ( Yeni Mecmua Sayı.32). Müneccimbaşı : Sahaf-ül ahbar. Feridun Bey: Münşeat C. : II.Zinkeisen, Geschichte des Osmanischen Reiches in Europa. İorga: Geschichte der Osmanischen Reiches. Çağatay Uluçay: Haremden Mektuplar. Topkapı Sarayı Arşivi No : 5038, 6036, 7816, 7702.”

Farketmez.net’ten not : Parantez içi kısımlar bizim eklemelerimizdir. Hurrem, kaynaklarda bu şekilde geçmektedir. Hürrem şeklinde yazılmıyor. Yani yanlışlık yok. Asıl isim H”u”rrem’dir. Resim Hurrem’in orijinal resmidir, bu resme benzer resimlerinternette dolaşmaktadır, ancak, sol profilden bir resim vardır ki, Hurrem’in kızı Mihrimah Sultan’a ait olduğu halde Hurrem Sultan’a ait olduğu söylenmektedir.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here