İstanbul Film Festivali’ nde İzlenmesi Gereken 40 Film

4
720

İKSV tarafından otuzuncusu düzenlenen İstanbul Film Festivali, birkaç gün önce başladı. 200′ den fazla filmin gösterileceği festival 2-17 nisan tarihleri arasında devam edecek. Dünyadaki festivallerden de yeni filmlerin gösterileceği etkinliğin yine 150 bin civarı izleyici toplaması bekleniyor.

Festival kapsamındaki filmleri Beyoğlu AFM Fitaş, Beyoğlu Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı City’s, Pera Müzesi ve Kadıköy Rexx sinemalarında izleyebilirsiniz. Bilet fiyatları; tam bilet 12 TL, öğrenci ve emekli 8 TL. Hafta içi gündüz seanslarının biletleri sadece 4 TL. Özellikle öğrencilerin (lisans ve lise) ise mutlaka PasoFilm kartı çıkartmalarını tavsiye ediyorum. 20 TL ödeyerek aldığınız PasoFilm kartıyla hem biletleriniz, indirimli olarak alabilir, hem de hafta içi gündüz seansında yer olması halinde 1 kişilik davetiyelerinizi ücretsiz olarak alabilirsiniz. İnternetten dahi izlenmesi vakit kaybı olan filmlerin(!) milyonlarca gişe yapmasını sağlayan bir millet olarak, sinemada yeniden izlemenin imkansız olduğu bu denli kaliteli filmler için de fiyatlar gayet cazip gelecektir.

2011 İstanbul Film Festivali

Bir filmin en fazla 2-3 kez seansının olduğunu düşünülürse, filmlerin hepsini zaten izlemeniz de imkansız olduğundan sizler için izlenmesi gereken filmleri listelemeye çalıştım. Listedeki filmleri, festivalde gösterilecek “En iyi filmler” olarak nitelemek biraz yanlış olduğundan, “İzlenmesi gereken” tabirini kullanıyorum. Bir de tabi normalde “En iyi 10/20 film” olarak genelde listeler yayınlandır ama festivalde gösterilecek film sayısı fazla olunca ve filmlerin de zaten “seçme” film olduğu düşünülürse, neden listede 40 film var umarım anlaşılmıştır:) Buradaki filmlerin dışında da mutlaka çok kaliteli filmler vardır. Siz yine her ihtimale karşın İKSV’ nin programını takip edin ve filmleri bir de ordan inceleyin derim.

ULUSLARARASI YARIŞMA

Bizim Büyük Çağresizliğimiz

 

Yolculuk – The Trip

Steve Coogan ve Rob Brydon, Altın Lale ödüllü Uyduruk Bir Öykü’deki gibi bu filmde de kendilerini oynuyorlar. The Guardian tarafından “TV’deki en komik şeylerden biri” olarak tanımlanan Yolculuk, altı bölümlük İngiliz komedi dizisinin uzun metraj film olarak kurgulanmış hali. Kısaca gurme bir yol filmi olan filmde Coogan bir gazetenin yeme-içme sayfasında konuk yazarlık yapmaya başlar. Malzeme arayışında, sinirleri bozuk, asık suratlı arkadaşı Brydon ile birlikte İngiltere’nin kırsal bölgelerine doğru bir yolculuğa çıkarlar. İkilinin diyaloglarının çoğu doğaçlama olsa da lüks restoranlarda yedikleri yemeklerin çoğu gerçek.

İçimdeki Yangın – Incendies

Polytechnique’in yönetmeni Denis Villeneuve tarafından Wajdi Mouawad’ın ünlü oyunundan sinemaya uyarlanan bu yürek burkucu trajedi, anneleri Nawal’ın ölümünün ardından Lübnan’a doğru yola çıkan Simon ve Jeanne adlı ikizleri izliyor. Bu serüven annelerinin geçmişine rahatsız edici bir ışık tutarak onları çarpıcı bir gerçekle karşı karşıya getirecektir. İç savaşın en karanlık anlarını irdeleyen İçimdeki Yangın, En İyi Yabancı Film Oscar’ına aday gösterildi.

Bizim Büyük Çaresizliğimiz – Our Grand Despair

Tatil Kitabı ile önemli bir çıkış yakalayan Seyfi Teoman, şubat ayında Berlin’de yarışan son filminde günümüzde bulunması zor bir dostluğu anlatıyor. Lise yıllarından beri yakın arkadaş olan Ender ve Çetin, hayatları uzun yıllar farklı yönlere gitse de sonunda çocukluk hayallerini gerçekleştirip aynı evde yaşamaya başlar. Davetsiz misafirleri Nihal sadece evlerinin değil ilişkilerinin de tam ortasına yerleşir. Ender ve Çetin birbirlerinden habersiz Nihal’e âşık olur. Ankaralı yazar Barış Bıçakçı’nın romanından uyarlanan film, sonunda izleyicide karmaşık duygularla birlikte tuhaf bir ferahlık hissi bırakıyor.

Rio Seks Komedisi – Rio Sex Comedy

2004 yapımı şarap belgeseli Mondovino’nun yönetmeninin son filmi, Paul Aster’in “tamamıyla siyaseten aykırı harika bir sosyal taşlama” diye tanımladığı, şen şakrak olduğu kadar yoldan çıkmış bir cinsel, kültürel ve siyasi yanlış anlaşmalar portresi. Birkaç yabancı Rio sahillerinde zevki ve sosyal adaleti aramaktadır: Estetik cerrahiye karşı olan bir estetik cerrah, siyasi bilinci yerine libidosunu öne koyan Fransız bir antropolog, başı belada olduğu için “favela”da saklanan bir Amerikan Büyükelçisi ve varoluşsal sorunlarına cevap arayan bir turist rehberi

AKBANK GALALARI

 

Les Petits Mouchoirs / Küçük Beyaz Yalanlar

 

Beni Asla Bırakma – Never Let Me Go

Ruth, Kathy ve Tommy çocukluklarını neredeyse cennetten çıkma bir İngiliz yatılı okulunda geçirir. Erişkinliğe adım attıklarında ise aralarındaki güçlü sevgiyi sindirmeye çalışırken bir yandan da onlardan gizlenen, kabullenmesi güç bir gerçeğe ve korkunç kaderlerine hazırlanmaları gerekmektedir. 28 Gün Sonra, Gün Işığı ve Halo’nun senaryo yazarı Alex Garland tarafından Kazuo Ishiguro’nun romanından sinemaya uyarlanan Beni Asla Bırakma hiç bilmediğimiz karanlık, alternatif bir dünyada geçiyor.

The Conspirator

Usta oyuncu ve yönetmen Robert Redford’un çektiği, yıldızlarla dolu bu aksiyon ve gerilim filmi, ailesini korumak için her şeyi yapmaya hazır bir kadının ve onu korumak için her şeyi riske eden bir adamın gerçek hikâyesini anlatıyor. Abraham Lincoln suikastinden sonra, yedi adam ve bir kadın, başkanı, başkan yardımcısını ve içişleri bakanını öldürmek için komplo kurmak suçundan tutuklanır. Aralarındaki tek kadın Mary Surratt, John Wilkes Booth ve diğerlerinin buluşup eşzamanlı saldırıları hazırladıkları pansiyonun sahibidir. Henüz yeni avukat çıkmış Frederick Aiken onu askeri mahkeme karşısında savunmayı başlangıçta gönülsüzce kabul etmişken, dava ilerledikçe müvekkilinin suçsuz olabileceğini fark eder.

Mutluluğun Peşinde – Rabbit Hole

Time dergisine göre “yılın en iyi ilk on filmi arasında” yer alan, aynı adlı Pulitzer ödüllü oyundan uyarlanan Mutluluğun Peşinde, aynı zamanda Nicole Kidman’ın hem başrolü hem de yapımcılığı üstlendiği ilk film. Becca ve Howie Corbett mutlu bir evlilikleri olan bir çifttir; fakat küçük çocukları bir araba kazasına kurban gidince kusursuz dünyaları alt üst olur ve bu beklenmedik acı onları mutluluk arayışında duygusal bir yolculuğa çıkmaya zorlar. Shortbus ve Hedwig ve Kızgın Çıkıntısı adlı filmleri önceki festivallerde gösterilen Mitchell’a göre bu film “güzel bir melankoli, içinden mutluluk geçen bir şarkı” gibi.

Küçük Beyaz Yalanlar – Les Petits Mouchoırs

Ünlü Fransız aktör Guillaume Canet üçüncü yönetmenlik denemesinde Fransız sinemasının büyük yıldızlarını bir araya getiriyor. Gözlemlere dayanan mizahi yaklaşımıyla duygusal bir dram yapısını izleyen film, talihsiz bir kazaya rağmen yıllık tatillerini deniz kıyısında geçirmeye karar veren Parisli burjuva bir arkadaş grubunun etrafında geçiyor. Bu insanların hepsi sırlarla ve güvensizliklerle örselenmiştir: Mutlu bir evliliği olan Vincent, Max’e âşık olur; Marie, Ludo’nun eski sevgilisidir; Eric, Lea’yı aldatmaktadır; Antoine eski kız arkadaşına kafayı takmış durumdadır… Günler geçtikçe ilişkileri, sadakatleri ve dostluk bağları sınanacaktır.

Daha İyi Bir Dünyada – Heavnen

Danimarkalı iki ailenin hayatları kesiştiğinde, sıra dışı ama riskli bir dostluk filizlenir. Ancak yalnızlık, kırılganlık ve hüzün, pusudadır. Kısa süre sonra bu dostluk tehlikeli bir ittifaka ve nefes nefese bir kovalamacaya dönüşür. Afrika’daki bir mülteci kampından Danimarka’daki bir taşra kasabasının monoton günlük yaşamına giden yönetmen Susanne Bier (Kardeşler, Düğünden Sonra ve Açık Kalpler ile tanınıyor) bu dramda bir kez daha senaryo yazarı Andres Thomas Jensen’le işbirliği yapıyor.

YILLARA MEYDAN OKUYANLAR

 

The Way Back / Özgürlük Yolu

 

Özgürlük Yolu – The Way Back

Ölü Ozanlar Derneği ve The Truman Show’un yönetmeni, Avustralyalı usta sinemacı Peter Weir’in yedi yıl aradan sonra çektiği bu film esirler, hayatta kalmak ve yalnızlık üzerine bir İkinci Dünya Savaşı öyküsü. National Geographic Entertainment’ın ortak yapımcılığını üstlendiği Özgürlük Yolu, bir Sovyet esir kampından kaçarak kışın ortasında Sibirya’dan Hindistan’a 6.000 kilometre yürüyen bir grup esiri izliyor. Polonyalı genç Janusz, kendine “Bay Smith” adını takmış alaycı Amerikalı Zoran ve dövmeli gangster Valka’dan oluşan bu gruba daha sonra Irena adlı bir mülteci de katılır. Başlarına ödül konmuş olan ekip önce ıssız Sibirya’yı, ardından Gobi Çölü’nün uçsuz bucaksız düzlüklerini ve son olarak Himalayalar’ı aşmak zorunda kalacaktır.

Ölümüne Kaçış – Essential Killing

Yönetmen Skolimowski’nin Polonya’daki evinin etrafındaki ormanlarda geçen Ölümüne Kaçış, bir CIA operasyonun neredeyse izole edilmiş sessiz bir yaşam düzenini nasıl bozacağı fikrini ele alıyor. Yönetmenin tabiriyle “dramatik fantezi” türündeki bu film, ordu tarafından çölde yakalanmış bir adamın kendini birden Avrupa’daki karla kaplı ormanlarda özgür bulup yaşamı için mücadele etmesinin hikâyesini anlatıyor. Skolimowski’ye 2009 Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü verilmişti.

Lizbon’un Gizleri – Mısterios De Lisboa

Les Inrockuptibles dergisi tarafından “yılın en iyi filmi” seçilen Lizbon’un Gizleri bizi aristokrat bir çapkının, deli gibi kıskanç bir kontesin, eskiden korsan olan bir işadamının ve hepsiyle bir bağı bulunan evlilik dışı yetim bir çocuğun inanılır maceralarından ve kaçamaklarından oluşan bir kasırgaya çekiyor. Gizli geçitlerle, tesadüflerle, hisler ve şiddetli tutkularla dolu varla yok arası bir labirenti andıran bu macerayla Portekiz’den Fransa’ya, İtalya’ya, hatta Brezilya’ya kadar gidiyoruz. Raoul Ruiz’in Lizbon’u entrikalar ve gizli kimliklerle dolu…

Tamara Drewe – Tamara Drewe

Çirkin ördek yavrusu Tamara tam bir afet olmuş ve gençliğini geçirdiği köye yıllar sonra geri dönüyor. Çiftlik sakinleri aşk, kıskançlık, gönül meseleleri ve kariyer hırslarıyla çarpışıp dururken en sağlam kartını, yani cinsel cazibesini devreye sokuyor. İngilizlerin romantik kır yaşamını modern ve esprili bir dille anlatan filmde burnu havada yazarlar, hafta sonları gelen zengin tatilciler, burjuva bohemler, azgın bir rock yıldızı ile inek ve tavuklar bulunuyor. Tamara Drewe pek komik, hayli seksi, gayet güncel, kıpır kıpır bir komedi.ar.

Yeni Yıl – Hjem  Til Jul

O’Horten ve Factotum’un yönetmeni iki yıllık aradan sonra acı-tatlı, sıcak ve duygusal hikâyelerden örülü bir dramla beyazperdeye dönüyor. Noel arifesinde küçük bir Norveç kasabasında, renkli Kuzey Işıkları’nın altında karların arasından eve dönmek için çabalayan insanları görürüz. Herkesin başka bir Noel hassasiyetiyle meşgul olduğu kasaba halkından çeşitli isimlerin (Doktor Knut, arkadaşı Paul, öğrenci Thomas, metres Karin, ayyaş Jordan) yolları mizah ve trajedi, şefkat ve çaresizlik, bağışlama ve umut, doğum ve ölümle dolu, birbiriyle iç içe geçen öykülerde kesişecektir.

DÜNYA FESTİVALLERİNDEN

 

Svet-Ake / Işık Hırsızı

 

Canım Komşularım – Good Neighbours

Yönetmen Tierney bir seri katil gerilimi olan Canım Komşularım ile liseden çıkıp kanlı cinayet mahallerine gidiyor. Kedisever bir garson olan Louise, Montréal’de bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Tekerlekli sandalyeye mahkûm, dost canlısı, güler yüzlü Spencer’la komşudur. Karşısındakileri memnun etmek için her şeyi yapan utangaç Victor, binaya taşındığında çabucak ikisiyle arkadaş olur. Bir gece Louise ile Spencer rastlaşır. İkisinin de ellerinde kan vardır. Şehirde kol gezen bir seri katil yüzünden, kimse birbirine güvenmemektedir. Tierney’nin başrolünde yine Jay Baruchel’in oynadığı önceki filmi Trotsky 2010 yılında Festival’de gösterildi.

Torino Atı – A Torinoi Lo

Yapıtları ve yaklaşımıyla çağdaş bağımsız sinemacıları etkileyen Bela Tarr’ın on yıl aradan sonra çektiği bu ilk film, Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin 1889’da Torino’da kırbaçlanan bir atı boynuna sarılarak kurtarmaya çabalamasıyla başlıyor. Bu mücadelesi Nietzsche’yi öldüğü güne kadar yatağa bağlayacak, dilsiz bırakacak, çaresi bulunmayan bir akıl hastalığına götürecektir. Ancak filmin kahramanı, çiftçi sahibine ayak uydurmaya çalışan yaşlı attır.

Kestirme Yol – Meek’s Cutoff

Todd Haynes’in yapımcılığını üstlendiği Kestirme Yol, 19. yüzyılda yaşamış deneyimli dağcı Stephen Meek’in yaşadıklarından uyarlanan bir western. Film, Cascade Dağları’nı aşmak üzere Meek’i rehber olarak tutup batıya doğru göç eden bir grubu takip ediyor. Hiçbir şey bilmemesine rağmen bir kestirme yol bildiğini iddia eden Meek onları çölün orta yerine sürükler. Grup kaybolur; kir pas içinde, aç, yorgun, susuz ve sabırsız… Yönetmen Kelly Reichardt bu filminde toplumsal cinsiyet, medeniyet, ırk, erkeklik gibi kavramları ve western türünün kendisini ustalıkla ele alıyor. Reichardt’ın festivalde de gösterilen Old Joy / Geçmiş Zaman Olur ki adlı filmi 2006’da Rotterdam’da Kaplan Ödülü’nü kazanmıştı.

Haykıran Adam – Un Homme Qui Crie

Aile, baba-oğul sevgisi, bitmek tükenmek bilmez bir savaş ve umudunu yitirmiş bir ülke… Bu dokunaklı hikâye günümüzde, iç savaşın pençesindeki Çad’da geçiyor. Eski yüzme şampiyonu Adam şık bir otelde havuz görevlisi olarak çalışmaktadır. Yetkililer ya para ya da gönüllü getirerek “seferberliğe” katılmasını talep eder, fakat beş kuruşu yoktur, bir tek oğlu vardır… Yönetmen Haroun’un dördüncü uzun metrajlı filmi olan Haykıran Adam ile ilk defa Çadlı bir yönetmenin filmi Cannes’da yarışmaya girdi. Haroun’un Kurak Mevsim adlı filmi 2007’de İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti.

Bir Ayrılık – Jodaeiye Nader Az Simin

About Elly ile birçok ödül kazanan Farhadi’nin yeni filmi, boşanmak üzere olan ama çocuklarının velayeti konusunda ikileme düşen bir çiftin öyküsünü anlatıyor. Simin, kocası Nader ve kızı Termeh’le birlikte İran’ı terk etmek istemektedir. Nader’in Alzheimer hastası babasını bırakmayı reddetmesi üzerine boşanma davası açan Simin, dava talebi reddedilince anne babasının evine gider. Termeh ise babasıyla kalmaya karar vermiştir. Nader kızına ve babasına bakması için hamile bir genç kadını tutar; ama bu durum daha fazla soruna yol açacaktır.

Kadının Fendi – Made In Dagenham

Sosyal adaleti ele alan neşeli ve dokunaklı İngiliz komedisi Kadının Fendi gerçek hayattan esinlenip feminist bir ittifakı anlatırken izleyicileri kahkaha tufanına sürüklüyor. 1968 yılında, İngiltere’deki bir Ford fabrikasında geçen filmde cesur bir grup kadın güç birliği yapıp adalet için ayaklanıyor. Mücadelenin gayesi, cinsel ayrımcılığın önünü keserek erkeklerle eşit kazanç ve haklar elde etmek. Hayatları mutfakla fabrika arasında geçen, işçi sınıfına mensup sıradan kadınlar patronlarına, kocalarına ve devlete karşı durmak zorunda kalıyor, ama sonunda amaçlarına ulaşıyorlar. Calendar Girls / Takvim Kızları’nın yönetmeni Nigel Cole’un bu yeni filmi akla, ruha ve kalbe hitap eden tam bir seyirlik.

Işık Hırsızı – Svet-Ake

Svet-Ake, yani “Bay Işık”, Kırgız Dağları’nın tepesinde her yere uzak bir köyün elektrikçisidir. Elektrik çalarak ya da sigortaları tamir ederek fakir köylülere ışığı götürür. Herkese ve her yere yardıma koşar. Zengin müteahhit Behzat, Çinli yatırımcılar adına arazi satın almaya gelince, Svet-Ake vadiyi modern rüzgâr değirmenleriyle donatma hayalleri kurar; fakat herkesin köylüleri düşünmediğini kısa sürede anlar. Yönetmen Aktan Arym Kubat’ın başrolde Svet-Ake’yi canlandırdığı film, hızla küreselleşen dünyada küçük kasaba politikalarının komik ve dokunaklı bir portesini çiziyor.

GENÇ USTALAR

 

Morgen / Yarın

 

Anayurt – Chora Proelefsis

Sürekli işsiz kalan ve akli dengesi bozuk olan Gena, ailesinin annelik yapmak konusunda “yeterli” olmadığına kanaat getirmesi üzerine bebeğinin velayetini kardeşine vermek durumunda kalır. Çocuk, akademisyen dayısının tek kızıyla birlikte yaşayacaktır artık. Parçalanan bir aile ve ülkeyi ele alan Anayurt, gerçek olaylardan yola çıkarak ensest ve şiddetli bir aşk hikâyesi anlatıyor. Tzoumerkas’ın bu ilk filmi üç nesil ve üç siyasal dönem boyunca bu aileyi izliyor: 1950’lerde Yunanistan’da demokrasinin yeniden kurulmasından sonraki günlerde 1970’lerde ve son olarak da günümüzde… Ölüm ve delilik tüm aileyi parçalayana kadar…

Littlerock

“Amerikan bağımsız sinemasının yükselen yıldızı” Mike Ott’un bu ikinci filmi kendini bulma ve kasaba sıkıntısıyla ilgili komik ve şirin bir hikâye. Japon öğrenci Atsuko ve erkek kardeşi Amerika’yı ilk kez ziyaret etmektedir. Kaliforniya’yı gezerlerken arabası bozulup kendini küçük çöl kasabası Littlerock’ta bulan Atsuko, burada arkadaşlık, aşk ve sanki yepyeni bir yuva bulunca tatilini uzatır. Ne var ki, burası düşlediği Amerika’dan çok farklıdır.

Picco

Programmkino’ya göre “yılın en sürükleyici Alman filmi” olan Picco, gerçek olaylardan esinlenen Philip Koch’un yazıp yönettiği ilk film. Almanya’daki ıslahevi mahkûmu gençlerin günlük yaşamına ışık tutan Picco, Tommy, Andy ve Marc ile aynı hücreyi paylaşmak zorunda kalan yeni mahkûm Kevin’ı izliyor. Burada güç mücadelesi, şiddet, baskı ve dayak günlük olaylardan sayılmaktadır. Kevin’ın kendini kabul ettirmesi zor olacaktır. Ama artık sürekli ezilmemek için, mücadele etmeye başlamalıdır.

Cinayet Şarkıları – Small Town Murder Songs

Kimliği belli olmayan bir kadın göl kenarında vahşice öldürülmüş olarak bulunur. Walter ile ortağı Jim kasabanın uzun süreden beri tanık olduğu bu ilk cinayetin soruşturması için olay yerine çağrılır. Cinayetin ayrıntıları şekillendikçe, bir kahraman olarak beliren Walter’ın da çalkantılı geçmişi ortaya çıkar. Coen kardeşlerin, hatta Terence Malick’in filmlerini hatırlatan bu minimalist polisiye, Fembots’un Small Town Murder Scene adlı albümünden esinlenilerek ortaya çıkmış. Bu modern gotik anlatı Ontario’da köktenci bir Mennonit cemaatinin yaşadığı küçük bir kasabada artık yaşlanan bir polis memurunun suç ve kefaret hikâyesi.

Morgen – Yarın

Nelu, Romanya-Macaristan sınırındaki küçük bir kasabanın süpermarketinde çalışmaktadır. Bir sabah nehirden her zamankinden farklı bir şey “tutar”: Yasa dışı yollarla sınırı geçmeye çalışan bir Türk… Konuşarak iletişim kuramayan iki adam bir şekilde birbirlerini anlamayı başarır. Nelu kendisine tüm parasını veren bu yabancıya yardım etmek için uğraşır. “Yarın”, der Nelu, morgen… Yönetmen Marian Crisan’ın ilk uzun metrajlı kurmaca filmi bağlılığın önemi ve insan doğası hakkındaki hikâyesiyle otorite, bürokrasi ve yozlaşma gibi konuları ele alıyor.

NTV BELGESEL KUŞAĞI

 

Wasta Land / Çöplük

 

Çöplük – Wasteland

Çekimi üç yıldan fazla süren Çöplük, tanınmış sanatçı Vik Muniz’i Brooklyn’deki evinden memleketi Brezilya’da Rio de Janeiro’nın dışında yer alan dünyanın en büyük çöplüğü Jardim Gramacho’ya kadar izliyor. Muniz burada renkli bir “catador” grubunun fotoğraflarını çekiyor: Catador’lar, geri dönüşüme uygun atıkları toplayıp onlardan sanat üretiyor. Eleştirmenler Çöplük’ü “belgesellerin Slumdog Millonaire’i, ilham verici, dokunaklı ve herkesi memnun edecek bir film” olarak tanımlıyor.

Geri Sayım – Countdown To Zero

ABD eski başkanlarından John F. Kennedy gerçekleri söyleyeli çok oldu: “Her adam, kadın ve çocuk, Damokles’in nükleer kılıcının altında yaşıyor.” Soğuk Savaş’ın ardından, kırktan fazla ülkenin nükleer silah üretim kapasitesine sahip olduğu, teröristlerin fiili olarak nükleer silah aradığı ve bir kaza olasılığının her geçen gün arttığı ikinci nükleer çağa girdik artık. Tanınmış belgeselci Lucy Walker, Soysuzlar Çetesi ve Uygunsuz Gerçek adlı filmlerin yapımcısı Lawrence Bender’la birlikte, uzmanları ve dünya liderlerini konuk ederek nükleer silahların yarattığı tehlikenin korkutucu bir manzarasını sunuyor.

Keşke Bilseydim – Haı Shang Chuan Qı

Şangay: Hızla değişen bir metropol, insanların gelip gittiği bir liman şehri, bir ergime potası, bir buluşma yeri… Dünya prömiyeri Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yapılan Keşke Bilseydim, yönetmenin 2008 tarihli filmi 24 City ile benzer şekilde, günümüz Çin’i hakkında belgesel ile kurguyu bir araya getiren melez bir yapım. Günümüzden bakarak Şangay tarihini incelerken Şangay, Tayvan ve Hong Kong’un eski ve yeni mahallelerinin görüntülerini kullanan Jia Zhang-ke, tarihten filizlenen şairane bir araştırma sunuyor: Üç şehirden (Şangay, Taype ve Hong Kong) on sekiz kişi, Şangay’daki yaşamlarını anımsarken ve şehrin geçirdiği tüm değişikliklere tanık oluyor.

İki Escobar – The Two Escobars

“İnsanın yüreğini sıkıştırıyor. Ustaca. İnsanı kendinden geçiriyor, yürek parçalıyor. Fevkalade yoğun…” Spor, suç dünyası ve politika, birbirinden dünyalar kadar ayrı iki Kolombiyalı üzerinde kesişiyor: Pablo Escobar ve Andrés Escobar. Spor, Medellin, uyuşturucu ve politika Kolombiya toplumunun ayrılmaz parçalarıydı. Pablo Escobar, Medellin kartelini yöneten, dünyanın en zengin, en güçlü uyuşturucu taciriydi, Andrés Escobar ise Kolombiya’nın en büyük futbol yıldızı. Kişisel bir bağlantıları yoktu ama kaderleri birbirine dolanmıştı. Andrés yanlışlıkla kendi kalesine gol atıp Kolombiya Milli Takımı’nı 1994 Dünya Kupası’ndan edince bu hata hayatına mal oldu.

Her Şey Yolunda – And Everything Is Going Fıne

Soderbergh’in “belgesel hissi vermeyen” bu ilk belgeseli, 2004’te intihar etmiş olan müthiş monolog ustası, yazar ve sahne sanatçısı Spalding Gray’i konu alıyor. Kendine özgü sıra dışı sinema yaklaşımıyla Soderbergh bu yeni tür denemesinde Spalding’in yaşamından arşiv görüntülerini kullanarak bir film hazırlamış. Roland Joffé’nin Ölüm Tarlaları adlı filminde rol alan, 1993 yapımı Zor Hayatlar ve 1996 tarihli Gray’s Anatomy adlı filmlerde de Soderbegh ile çalışan bu benzersiz sanatçıdan hareketle ortaya ilginç bir film çıkmış.

Petrol Kent’in Sırrı – Oıl City Confıdential

Belgesel ve video klip yönetmeni Julien Temple’ın İngiliz müziği üzerine hazırladığı üçleme, punk’ın babaları Sex Pistols’ı konu alan İğrençlik ve Öfke ile Joe Strummer’ı konu alan Gelecek Daha Yazılmadı adlı benzersiz yapıtlarının öncesine dair bir filmle sona eriyor. Temple’ın bugüne kadarki en iyi filmi sayılan Petrol Kent’in Sırrı, kara film niteliğinde uzun metrajlı bir “rockümanter”; öyküsü ise 70’lerin başında Canvey Adası’ndan ucuz takım elbiseler içinde çıkıp gelen ve punk rock’ın ortaya çıkışıyla yaşanan kültürel patlamaya ön ayak olan bu dört kişi Dr. Feelgood grubu etrafında dönüyor.

Unutulmuş Düşler Mağarası – Cave Of Forgotten Dreams

Dünyanın bilinen en eski sanat eserleri üç boyutla gözlerimizin önüne seriliyor. Sanatın doğduğu yere emsalsiz bir yolculuktayız. Bu olağanüstü film, Fransa’daki Chauvet Mağarası’nda bulunan, 32.000 yıl öncesinden kalma görkemli mağara resimlerini sergiliyor. Werner Herzog’un ilk (ve kendi deyimiyle son) üç boyutlu filmi, mağaradan alınan görüntüler ile bilim adamları ve tarihçilerle yapılan söyleşilerden oluşuyor. 1994’te keşfedilen ve halka kapalı olan mağara, çekimler için Fransız Kültür Bakanlığı’ndan alınan özel izinle Herzog’a açıldı. Unutulmaz görüntüler yaratma konusunda bir sihirbaz olan Werner Herzog, bize insanlığın bilinen en eski görüntülerini getiriyor.

MAYINLI BÖLGE

 

Schastys Moe / Mutluluğum

 

Attenberg

Duygusal olarak izole edilmiş bir ortamda, aşırı korumacı bir ailenin 23 yaşındaki çocuğu Marina, güzel ve garip bir kızdır. Hayattaki tek arkadaşı Bella’ dır ve eğer topluma adapte olmak istiyorsa, sosyal yaşamın daha geliştirmelidir

Artık Yıl – Ano Bisiesto

Sınırları zorlayan bir film; şehir hayatına özgü yabancılaşma ve yalnızlığın minimalist keşfi; Mexico City’de küçük bir dairede tek başına yaşayan 25 yaşındaki gazeteci Laura’nın bireysel ve cinsel cehenneme kademe kademe inişi… Laura, yaşadığı bir dizi gecelik ilişkinin ardından Arturo ile tanışır; ancak ilk sevişmelerinin ardından derin bir huzursuzluğa kapılır. Zevk, acı ve aşkın birleştiği, cinselliği yoğun ve tutku dolu bir ilişki başlamıştır… Laura’nın takvimde özenle üstünü çizdiği günler bir bir geçerken, gizli geçmişi de Arturo’nun tahammül sınırlarını zorlayarak su yüzüne çıkacaktır.

Mutluluğum – Schastye Moe

Mutluluğum bahtsız şoför Georgy’nin yüklü bir kamyonla evden çıkıp otoyolda yanlış yola sapmasıyla gelişen hikâyesini anlatıyor. Kendini hiç bilmediği bir yerde bulan Georgy yavaş yavaş Rusya’nın acımasız kırsalındaki bir kasabanın günlük hayatının içine çekilir; bir savaş gazisi, genç bir fahişe, yolsuz polis memurları ve gizemli bir Çingene kadınla karşılaşarak çıkmaz sokağa iyice girer. Ukraynalı ünlü belgesel yönetmeni Sergei Loznitsa, ilk kurmaca filminde kurgusal sinemanın geleneksel anlatı yapısıyla oynayarak, günümüz Rusya’sının acımasız bir portresine doğru yola çıkıyor.

GECEYARISI ÇILGINLIĞI

 

The Ward / Koğuş
The Ward / Koğuş

 

The Ward – Koğuş

Dehşeti hissedin… “Deli değilim ben!” diye boşuna bağırın… Uzun metraj filmlere on yıl ara vermiş olan korku ustası John Carpenter akıl hastanesinde geçen bir slasher ile geri dönüyor. Koğuş düşük bir bütçeyle işin özüne dönen ve psikolojik uygulamaların günümüzdeki kadar ileri olmadığı 1966’da geçen yepyeni bir korku klasiği. Bir çiftliği yakan Kristen, yalnızca kadın hastaların bulunduğu bir akıl hastanesine kapatılır. Hiçbir şey hatırlamamaktadır. Kısa süre sonra, vahşi ve çirkin bir hayalet onu ve diğer hastaları taciz etmeye başlar. Ölü bedenler arttıkça, işkence gören ruhlar acı çektikçe Kristen hayatta kalmak için mücadele etmek zorunda kalacaktır.

CLAIRE DENIS – TINDERSTICKS: MÜZİK VE FİLM

White Material / Beyaz Adam

 

Beyaz İnsan – White Material

Claire Denis, ilk filmi Çikolata’dan yirmi bir yıl sonra, senaryosunu ünlü Fransız yazar Marie N’Diaye ile birlikte yazdığı Beyaz İnsan ile Afrika’ya geri döndü. Denis’ye özgü parçalı bir anlatım izleyen film, şiddetli bir ayaklanmayla sarsılan adı belirsiz bir Afrika ülkesinde, kahve tarlalarına sahip Maria adında dirayetli bir beyaz kadını izliyor. Hasattan bir hafta önce ordu ile isyancılar arasındaki şiddet tırmanıyor ve Maria’nın işçileri kaçıyor. Maria direnmeye kararlı olsa da eski kocası ondan habersiz ailesini Fransa’ya kaçırma planları yapıp çiftliğin satışı için anlaşıyor.

Her Gün Başka Bir Bela – Trouble Every Day

Claire Denis, ilk filmi Çikolata’dan yirmi bir yıl sonra, senaryosunu ünlü Fransız yazar Marie N’Diaye ile birlikte yazdığı Beyaz İnsan ile Afrika’ya geri döndü. Denis’ye özgü parçalı bir anlatım izleyen film, şiddetli bir ayaklanmayla sarsılan adı belirsiz bir Afrika ülkesinde, kahve tarlalarına sahip Maria adında dirayetli bir beyaz kadını izliyor. Hasattan bir hafta önce ordu ile isyancılar arasındaki şiddet tırmanıyor ve Maria’nın işçileri kaçıyor. Maria direnmeye kararlı olsa da eski kocası ondan habersiz ailesini Fransa’ya kaçırma planları yapıp çiftliğin satışı için anlaşıyor.

Nenette İle – Boni Nenette Et Boni

Lakabı Boni olan on dokuz yaşındaki Boniface, Marsilya limanında seyyar bir pizzacıdır. Annesinin ölümünün ardından köhne bir dairede yaşamaya başlamıştır. Yatılı okulda okuyan on beş yaşındaki kız kardeşi Nénette bir gece okul duvarından atlayarak kaçar ve kapısında belirir. Buna çok kızan Boni evini kardeşiyle paylaşmaya yanaşmaz. İkisi de dikkafalıdır ve uzlaşmacı değildir. Acımasız bir dünyada ayakta kalmaya çalışan iki yeniyetmenin gerçekçi bir üslupla anlatılan dokunaklı öyküsünde Claire Denis, Tindersticks’le ilk kez işbirliği yaptı.

*NOT: Filmlerle alakalı bilgiler İKSV’ nin sitesinden alınmıştır.

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here