Film İnceleme: Little Miss Sunshine

0
299

Jonathan Dayton ve Valerie Faris çiftinin ilk uzun metraj filmi olan Little Miss Sunshine, 2006 yılında bağımsızların kalesi olarak bilinen Sundance Film Festivali’nde ilk gösterimini yaptı. Aynı yıl San Sebastian Film Festivali’nde izleyici ödülünü alan Little Miss Sunshine geçtiğimiz ay düzenlenen 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında sinemaseverlerle buluştu.

Yönetmen olarak karşımıza çıkan çift bundan önce Oasis, R.E.M ve Red Hot Chili Peppers gibi ünlü grupların müzik videolarını yönetmiş olup aynı gruplara MTV Video Müzik Ödüllerini de kazandırmışlardır.Çoğu film yönetmenlerine kıyasla farklı bakış ve tecrübelere sahip olan yönetmen çift, bu yetenekleri Micheal Arndt’in senaryosuyla buluşunca ortaya sorunlu, birbirlerinden kopuk aile bireylerinin “kazanma ve kaybetme” kavramlarına oturtulmuş hayatlarını çıkıyor.

Film bildik bir yol hikayesi gibi gözükse de karakterlerin açılımı ve kesişimi ile bağımsız bir ruh kazanmıştır. Ana karakterlerde, Richard (Greg Kinnear) geliştirdiği dokuz adımlık başarıya ulaşma yöntemi ile her fırsatta ailesine tavsiye veren bir baba, Dwayne (Paul Dano) savaş pilotu olana kadar sessizlik yemini etmiş Nietzsche hayranı bir ağabey, eroin bağımlısı bir dede (Alan Arkin bu rolüyle 2007 Oscar En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü almıştır), Frank (Steve Corell) intihar teşebbüsünde bulunmuş bir dayı, Sheryl (Toni Collete) ailesini ve evliliğini bir arada tutmaya çalışan bir anne ve bütün karakterlerin merkezinde yedi yaşındaki Oliver (Abigal Breslin) yer almaktadır.

Olaylar Frank dayının başarısız intihar girişiminden dolayı hastaneden taburcu olup kız kardeşinin kanatları altına girmesiyle başlar. Böylelikle Frank bir grup yalnız insanın Hoover ailesi çatısı altında var olma savaşlarının tam ortasına düşmüştür. Bu savaşta herkes, hayat neden acı verir? Kaybetmek nedir? Kazanan kimdir? Sorularını kendilerine sormakla beraber izleyicilere de sordurmayı başarmışlardır. Bütün bu karakter tanıtımlarından sonra, Oliver’ın ” Little Miss Sunshine” adındaki çocuk güzellik yarışmasına katılma haberi gelir, aile maddi sorunlar yaşadığı için yaşadıkları yer olan Albuquerque’den yarışmanın gerçekleşeceği California’ya Volkswagen marka mini otobüsleriyle gitmeye karar verirler. Yol boyunca birbirlerine tezat karakterlerin yaşadıkları olayları Dayton-Faris çifti öyle ustaca kurguluyor ki, sorunları aşma çabasındaki aile bireylerinin hislerini apaçık görebiliyoruz. Tabi ki oyuncu seçiminin de bunda büyük bir payı var, çoğu eleştirmene göre özellikle genç oyuncu Abigail Breslin bu film için gerçek bir “gün ışığı” gibi parlamaktadır.

Little Miss Sunshine her ne kadar bir ailenin boşanma, iflas ve intihar sorunlarından sıyrılmasını anlatsa da, Amerikan aile yapısına ve son yıllarda popüler olan güzellik yarışmalarına gönderme yapmadan duramıyor. Hatta oyuncu seçimi o kadar detaylı yapılmış ki, güzellik yarışması sahnesindeki abartılı makyajlı küçük kızlar geçmiş yılların dereceye girmiş yarışmacılarından seçilmiştir. Film “kazanma ve kaybetme” kavramlarına oturtulmuş olsa da, hiçbir şeyden kaçmamanın cesaretin ve denemenin önemini vurgulamak istiyor. Bu olguyu da senaryo yazarı Micheal Arndt bize Hoover ailesinin arızalanan 1970 model Volkswagen araçlarının bir şekilde çalıştırabileceğini göstererek, hayattan ümidini kaybetmiş insanlara seslenmek istemiştir. Tüm bu anlatılmak istenen temalar görüntü yönetmeni Tim Suhrstedt tarafından renklerin uyumu içinde bize sunuluyor, ayrıca filmdeki en samimi sahnelerden biri olan Frank ile Dwayne’nin iskeledeki konuşması Calfornia’nın o bildik güneşli atmosferine ters düşerek kapalı bir havada çekilmiştir,bu da ailenin o anki içinde bulunduğu ruh halini iyi yansıtmıştır. Yönetmen çift, müzik videolarında kullandıkları uzak plan çekim tecrübelerini aile bireylerini bir arada çekmek içinde kullanmıştır böylelikle karakterlerin kendi özel dünyasını diğer bireylerle aynı ortamda görebiliyoruz.Özetle Little Miss Sunshine dağılmak üzere olan ailenin komik olaylar eşliğinde vermek istediği mesajı fazlasıyla bizlere sunuyor. Yönetmen çiftin bu ilk uzun metraj filmi olarak düşünürsek gerçekten kazandığı ödülleri sonuna kadar hak ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here