Bu yazımızda sizlere tavsiye edeceğimiz roman, Eyüp Emre Artunay’ın Aralık 2016’da Mona Kitap’tan çıkmış Galiba Deliriyorum romanı. Eyüp Emre Artunay 1994 doğumlu bir yazar. Edebiyat hayatı için henüz söylenecek çok söz yok çünkü tanıtacağımız roman yazarın ilk romanı. Mona Kitap ismini henüz duymamış olanlar için belirtmek gerekir ki, Alfa Basım Yayım Dağıtım şirketinin altında faaliyet gösteren tescilli markalardan yalnızca bir tanesi.

Yazar Eyüp Emre Artunay

İlk romanlar, yazarların en iyi eserleri değildir belki ancak onlar hakkında önemli ipuçları verirler. Hatta sonraki eserleriyle başarıyı yakalamış yazarların ilk eserleri yeniden basılır ya da imzalı ilk eserlerin koleksiyon değerleri oldukça yükselir. Yine de bilmediğiniz, tanımadığınız bir yazarın ilk romanını basın tanıtım bültenlerine, reklamlara ya da inceleme yazılarına güvenerek almak, zaten az kitap okunan ülkemizde çok yaygın bir alışkanlık değildir. Özellikle genç yaşta eser veren yazarların kitapları oldukça zor satılır, yazarların hevesini kıracak zorluklara maruz bırakılır ve yazarlar edebi yolculuklarının daha ilk safhasında yalnızlığa terk edilirler.

Galiba Deliriyorum, modern bir kurgu ile yazılmış. Bazı filmlerden ve romanlardan alışık olabileceğiniz gibi, farklı mecralarda farklı tarihlerde yaşanan olaylar bir yerde kesişiyor. Ancak bu kesişme diğer tüm hikayeler anlatıldıktan sonra düğümlerin çözüldüğü bir kesişme bölümü şeklinde değil. Romanda anlatılan süreç içerisinde bazen önce hikayeler anlatılıyor ve bu hikayenin karakterleri ana örgüye eklemleniyor, bazen de önce kesişme yaşanıyor ve bu ana örgünün içinde yer alan karakter biraz dışarı çekilerek yakından inceleniyor. Bu tarz değiştiren kurgu sayesinde roman, zaman zaman fazladan sürükleyici bir havaya bürünüyor.

Tabii ki romandaki tarz hareketliliğine, tür hareketliliği de eşlik ediyor. Roman ne tam olarak hikayeleştirmelerden oluşmuş alışılmış bir tür, ne de insanı bunaltan uzun psikoljik tahlillerin yer aldığı, sembolizmin aşırı dozda kullanıldığı bir roman. Romanı oluşturan hikayeler arasında yazarın iç dünyasına yönelik acımasız eleştirileri ve etrafına yöneltilmiş anlamlandırma çabaları, psikolojik tahlilden oluşmuş kısımların bile ayağının yere basmasını sağlıyor.

Betimlemelere gelince; okuyucunun gözünde objeleri canlandırabilme yeteneği, mekanı tanıdık kılabilme becerisi sayfalar ilerledikçe okuyucu için doğallaşıyor. Ancak betimlemeleri kuvvetlendirmek için yapılmış tekrarlar okuma hızınızı düşürebilir. Çevre tasvirleri de örneğin İstanbul’da yaşayan bir okurda çabuk reaksiyon yaratırken, tasvir edilen çevre ile daha önce bağlantı kurmamış okuyucu için zorlayıcı olabilir. Ancak Bitlis’i daha önce görmemiş bir okur olarak Bitlis tasvirlerinin çok başarılı olduğunu (daha sonra fotoğraflardan ve videolardan sağlamasını yaptığım için) söylemekte fayda görüyorum.

Romanda büyüklerden yapılan alıntılar ve ustalara çakılan selamlar da yerli yerinde kullanılmış. Ayrıca romanlarda bahsedilen şarkıları ismi geçer geçmez açıp dinlemeyi adet edinenler, güzel bir çalma listesinin içine düşeceklerinden emin olabilirler.

Şimdi biraz içerikten bahsetmek gerekiyor. Manik Depresif hastası bir gencin hikayesidir “Galiba Deliriyorum”. Ülkemizde teşhis konmamış hastalarla birlikte manik depresif hastalarının sayısı tam olarak bilinemiyor. Ayrıca modern nörolojik yaklaşımların ışığında, manik depresif eğilimlerin anormal ya da davranış bozukluğu olarak mı, yoksa normalin farklı bir türevi olarak mı değerlendirileceği güncel bir tartışma konusu. Romanın baş kahramanı Cengiz Araf’ın da hayali arkadaşlarını dışarıda tutarsak normalin bir versiyonunu yaşadığını söyleyebiliriz. Kitabın arka kapağında ve tanıtım bülteninde karşılaşacağınız “popülizmin putları ile savaşma”, “milli değerlerine sahip çıkma” ve “dönüşmeye çabalama” meselelerine de burada değinebiliriz. Tırnak içinde kullanılan bu üç unsurun öznesini bir süper kahraman gibi tahayyül etmek mümkündür. Ancak sinemada ve dizi dünyasında olduğu gibi, kusursuz kahraman, masum ve hatasız rol model tiplerine modern roman kurgularında da artık yer yok. Cengiz Araf, günahkar, tutarsız bir şuur sahibi, cinsiyetçi, yargılayıcı ve peşin hükümlü, büyük konuşan bir karakter. Bu sayılan özelikler ancak bir yan rol sahibi kötü karaktere yakışacakken, “Galiba Deliriyorum” romanında ana karaktere ait. Çünkü Cengiz Araf’ı bu özelliklere sahip diğer karakterlerden ayıran durum tüm bunların farkında olması. Dolayısıyla romanda Cengiz Araf, popülizmin putlarıyla savaşırken popülizmin içinden tam anlamıyla sıyrılmış değil. Dönüşme çabası da zaten kişisel farkındalığını ve düşünsel sistemliliğini eyleme dökebilme mücadelesi şeklinde geçiyor. Yapılan hatalar ve işlenen günahlar terk edilmiş değil. Cengiz Araf tövbekar ya da aydınlanmış bir ilk gençlik portresi değil. Aksine, günah ve hata süreçlerinin içinde bu süreçlerin çirkinliklerinden beslenerek, aynı süreçlerden geçen fakat farkındalık sahibi olmayan karakterlerin kat be kat çirkinliğinden ödü koparak, onlar gibi olmanın felaket getireceğini sezerek verilen bir dönüşüm mücadelesi. Milli değerlerine sarılırken de içi boş bir reaksiyoner tutumdan değil, düşünsel bir sarılıştan güç alıyor Cengiz Araf. Sembolleri putlaştırmadan arkalarındaki manaları bilen, toplumun düşünce süreçlerindeki transkripsiyon hatalarını görebilen ve bu hatalar sonucunda meydana gelen kusurlu ürünleri kıyasıya eleştiren bir tutum sahibi. İçerik ile ilgili bu yazılanlarla biraz olsun merak uyandıysa ne mutlu.

Galiba Deliriyorum romanının yazarı Eyüp Emre Artunay’ın 1994 doğumlu olduğunu öğrendiğinizde, “22 yaşında bir yazarın yazdığı roman bana ne öğretebilir ki” gibi soruların zihninizde belirmesi de muhtemeldir. Biz de bu kitabı incelerken, oluşabilecek bu tür önyargılı sorulara bazı karşılıklar içeren bir yazı hazırlamak istedik. Galiba Deliriyorum romanı size cevaplar vadetmiyor. Milletimizin ortak özelliği olan hızla çözüm üretme ancak sorunu tam olarak tanımlayamadığı için çözümü soruna uyduramama hastalığının çaresi doğru soruları sormaksa eğer, Galiba Deliriyorum gençliği feraha çıkaracak soruların bazılarını sormayı başarıyor, bazıları içinse önemli ipuçları içeriyor. Yani romandaki kurgudan doğru soru sorma yöntemleri öğrenmek mümkün. Ayrıca, soruyu sormak için sorunun tamamen dışında olmak gerekliliği ile ilgili yanlış bir ön şart da ortadan kalkıyor. Cengiz Araf yukarıda da bahsettiğimiz gibi, günah ve dejenerasyon süreçlerinin içinden sıyrılıp eleştiriler yapan bir karakter değil, onlarda doğru sorular sorarak içeriden dövüşen bir karakter.

Şu da bonus bir liste olsun;

İkisinin de masumiyet arayan karakterler olduğu ön kabulü ile;

Cengiz Araf ve Holden Caulfield Arasındaki 7 Fark

1Ergenlik Farkı

Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar romanındaki ana karakter Holden, Cengiz’den yaşça küçük. Bu yaş farkından mıdır, kültür farkından mıdır yoksa babası Salinger’in tercihinden midir bilinmez, Holden kuru eleştirilerin, sek bir ergenliğin ve saf bir duygusallığın bileşimi. Cengiz aradaki yaş farkını iyi değerlendirdiğinden midir, İstanbul gibi bir okulda okuduğundan mıdır yoksa babası Artunay’ın bir yansıması olduğundan mıdır bilinmez, eleştirilerin arkasında uçsuz bucaksız tahlillerin olduğu, ancak bu tahlillerin peşin hükümlülüğünden ve gereksiz-tutarsız tahminler içerdiğinden hafif ergenlik kokularının duyulabildiği bir karakterdir.

2Mekan Farkı

Holden bunaldığında Central Park’ta turlar, Cengiz ise Florya ve Yeşilköy’ün kesiştiği burunda voltalar. Holden, darlandığında batıya gitmeye kalkar ama gidemez. Cengiz, darlandığında batıya gider, efendi gibi geri döner.

3Amaç Farkı

Holden büyüdüğünü ispatlamak, çizgisini kırmak için içer, Cengiz büyümek istemediği için, durumunu stabilize etmek için içer.

4Sevgi Farkı

Holden kardeşini sever, Cengiz ağabeyini sever.

5Okul-Ekol Farkı

Holden liselidir, yatılı okul ekolündendir, okuldan atılmıştır. Cengiz üniversitelidir, Eski İstanbul ekolündendir, alttan almaktadır.

6Obje Farkı

Holden üzerinde şiirlerin yazılı olduğu beysbol eldivenine karşı takıntılıdır. Cengiz ise her gün litrelerce espresso-Türk Kahvesi içtiği turkuaz fincanına takıntılıdır.

7Girizgâh Farkı

Holden: “Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner.” Çeviri: Çoşkun Yerli

Cengiz: “Sanırım yeniden bir yol ayrımındaydım. Solumda geçmiş vardı, sağımda gelecek. Ne var ki varoluş, bana seçme şansı tanımamıştı. Yeni bir gün daha başlıyordu. Birbirini takip eden yeni günlerin farklılıkları çok uzaklardan bakıldığında anlaşılıyordu. Benim gibi…”

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here