Apple Ürünlerinin Sırrı Ne ?

1
712

Bu yazıda sizlere rakamlardan, teknolojiden ya da para puldan bahsetmeyeceğiz. Çünkü Apple ürünlerindeki sır bunlardan hiç biri değil. Bu yazıda daha duygusal şeylerle karşılaşacaksınız. Duygu dediğimiz ise romantizm ya da din değil, tam olarak iç güdülerden ve Apple firmasının bu içgüdülere göre nasıl ürün ürettiğinden bahsedeceğiz. Bunun için ise biraz gerilere Steve reisin Apple firmasını kurmadan önceki yıllarına gideceğiz.

Bu noktada bir insana gerçekten önemli katkılar yapabileceğini düşündüğümüz bir kitabı sizlere tavsiye edeceğiz. Steve reisin ölümünün hemen ardından Domingo Yayınları’ndan çıkan Steve Jobs biyografisini okumadıysanız mutlaka okuyun. Müthiş bakış açıları ve yeni fikir pencereleri açacağından emin olabilirsiniz.

İşte bu kitapta Steve reisin Apple firmasını kurmadan önceki kişisel yolculuğundan bolca bahsediliyor. Bu yolculuğun bir kısmı da Nepal ve Hindistan’da geçiyor. Steve reis Hindistan anılarını anlatırken, oradaki insanların aslında bir kullanma kılavuzuna ihtiyaç duymadan tüm işlerini sezgisel olarak, yani diğer bir deyişle öğrenmeden bilerek yaptıklarına şahit olduğundan bahsediyor. Burada anahtar kelime “sezgisel”.

Sezgisel oluş, Apple firmasının da ecnebi tabirle “user friendly” oluşunun temellerini teşkil ediyor. Net konuşamadığımızın farkındayız çünkü olay net değil. Ama elimizden geldiğince açıklayalım. Mesela Samsung, teknolojisi, hızı, kamerası veya daha başka bir sürü şeyiyle Apple ürünlerinden daha iyi ürünler üretiyor olabilir. Ama bir kere Apple kullanmaya alışmış bir için artık Samsung ürünlerinin dönüp bakılacak bir tarafı olamaz. Bunun nedeni sadece tasarım ve Apple ürünlerinin şıklığı olamaz. Güzellik de tek başına yeterli bir açıklama değildir. Apple ürünlerinin başka bir sırrı var ve bu sır Hindistan’a dayanıyor. Steve reisin Hindistan’da öğrendiği şeylere dayanıyor. Tekrarlayalım, anahtar kelimemiz “sezgisellik”.

apple

Bunu bir örnekle açıklayalım. Yaşanmış bir örnek. Otobüste gidiyorsunuz. Kulağınızda kulaklık var ve bu kulaklığın jakı bir ipod’a ya da bir iphone’a takılı diyelim. Kulaklığın kablosu üzerinde ise ses artırma azaltma ve orta tuş var. Orta tuşa bastığınızda şarkı duraklıyor. Orta tuşa tekrar bastığınızda şarkı yeniden başlıyor. Buraya kadar her şey tamam. Ama birden bire nasıl listeye girdiyse, kulağınıza sevmediğiniz bir şarkı geliyor. Bir sonraki şarkıya geçmek istiyorsunuz. Ama bir elinizde çantanız var, diğer eliniz ise otobüste düşmemek için bir yerden tutunmuş. Bu şartlar altında cihazı cebinizden çıkarmak yerine çanta tuttuğunuz elinizi zor da olsa kulaklığın üzerindeki orta tuşa götürüyorsunuz. Aklınıza ilk olarak ne geliyor ? Orta tuşa iki kere basmak. Bir deneyeyim diyorsunuz. Orta tuşa iki kere bastığınızda bir sonraki şarkıya geçiyorsunuz. Gerçekten ilk aklınıza gelen işe yarıyor. Zaman ilerliyor. Trafik var. Şarkılar ilerlemeye devam ediyor. Çok sevdiğiniz bir şarkıya sıra geliyor. Şarkı bitmesin istiyorsunuz. Ama her güzel şey bitici. Şarkı da bitiyor. Tekrar dinlemek istiyorsunuz. Eliniz kulaklığın üzerindeki tuşlara gidiyor. Şimdi yazının devamına bakmadan bir düşünün, bir kere bastığınızda duraklayıp devam eden, iki kere bastığınızda ilerideki şarkıya geçen bir cihaz. Önceki şarkıyı tekrar dinlemek için ne yapmanız gerekir. Tekrar bir düşünün, çünkü aklınıza ilk gelen şey işe yarayacak. Kulaklığın orta tuşuna üç kere art arda basmak geldi aklımıza. Bastık. İşte bu. Önceki şarkıya geri döndük. Apple ürünlerinin prensibi, temel ilkesi bu. Ne demiştik, “sezgisellik”.

Apple, insanlar bir sorunla karşılaştığında, bunu birine sormadan ya da kullanma kılavuzuna ihtiyaç duymadan, akıllarına ilk gelen çözüm yolu ile halletmelerini istiyor. Ürünlerini de bu prensibe göre üretiyor. iPhone kullananlar da bunu çok iyi bilir. Akıllarına gelen ilk şey genellikle karşılaştıkları sorunun çözümüdür. Buna alışan Apple kullanıcıları ise teknolojileri ne kadar üstün olursa olsun, ne gibi önemli özellikleri olursa olsun, Apple ürünlerine içgüdüsel olarak bağlandıkları için, Samsung’a, Htc’ye dönüp de bakmıyor. Mac kullananlar bir daha Windows’a ya da diyelim ki pc lere dönüp de bakmıyorlar.

Tabi ki Apple bu prensibi uygularken, akıllarına gelecek ilk şey cihaza üflemek olan Türk insanını düşünmüş müdür bilemiyoruz, çünkü biz biraz istisna bir milletiz.

Bu prensip işin altında yatan çekirdek unsur. Bu unsuru, güzel tasarım, çabukluk, prestijli görünüm, kendine özgülük gibi kavramlarla da destekliyorlar. Örneğin, iPhone sağ elde tutunca sinyal zayıflıyor itirazına o zaman sol elle tutun diyebilecek kadar da özgüven sahibi bir firma. Bu özgüven ürünlere yansıyor. iPhone 4s den  iPhone 5 e geçilirken, gelecek eleştirilere karşı, sonuna kadar yaptıkları tasarımı savunabiliyorlar. Temel prensiplerden asla vazgeçmiyorlar. Mesela bunlardan biri telefonun tek elle kullanılması. Steve reis telefonun sadece tek elle kullanılabilecek bir alet olduğunu, çift elle kullanılırsa bunun telefon olmayacağını düşünüyordu. Yine Steve Jobs reis, Tanrı bize 10 tane dokunmatik kalem vermişken, neden başka bir dokunma aracına ihtiyaç duyalım diyordu. Yani ürünle doğrudan temas da Steve reisin ilkelerinden biriydi.

Farklı düşünün.
Farklı düşünün.

Şimdi bu kadar laftan sonra iki şey umuyoruz. Birincisi inşallah ne düşündüğümüzü tam olarak anlatabilmişizdir. İkincisi ise, Steve Jobs reisin ardından gelenler bu ilkelere ihanet etmezler ve O’nun düşünce yapısını ürünlere yansıtmaya devam ederler.

Unutmayın, reisin biyografisi Domingo’dan çıktı, okursanız hiç bir şey kaybetmeyeceksiniz, ancak gerçekten çok şey öğreneceksiniz. Şiddetle tavsiye ediyoruz.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here