2010′ un En İyi 25 Filmi

0
11420

Geride bıraktığımız 2010 yılı sinemaseverleri oldukça mutlu eden, kaliteli filmlerin izleyiciyle buluştuğu bir sene oldu. Devam filmleri ( “Toy Story 3”, “Iron Man 2”), yeni yapımlar ( “Inception”, “Despicable Me”) ve yeniden çekilen uyarlamalar (“Alice in Wonderland”) izleyicilerin sinema salonlarına akın etmesini sağladı. Hatta bazı filmler vardı ki sadece 2010′ un değil tüm zamanların en iyi filmleri arasına dahi girecekleri hiç kuşkusuz.

“Twilight” ve “Harry Potter” serisinin devam filmlerinin yakalayacağı başarı zaten bekleniyordu. Leonardo Di Caprio’ un başrolünde olduğu “Inception” filmininde yüksek bir gişe yapacağı, daha fragmanı yayınlandığı günden hatta bir Christopher Nolan filmi olacağından belliydi. Ancak senenin son aylarında vizyona giren “The Social Network” ve “Black Swan” ın beklentilerin üzerinde birer film olmaları biraz sürpriz oldu.

Siyah Kuğu

Film eleştirileri konusunda bizim de takip ettiğimiz “NextMovie” adlı site de bu senenin en iyi 25 filmini bir yazıda toplamış. Listeyi inceledikten sonra biz de Farketmez.Net olarak hemfikir olduğumuz bu yazıyı sizin için derledik. Acaba sizde bu listedeki filmlerin sıralamasına katılacak mısınız?

25 – The Twilight Saga: Eclipse

Stephenie Meyer’ın fenomen haline gelen başarılı kitap serisinden uyarlanan Alacakaranlık Efsanesi: Tutulma’da Bella Swan (Kristen Stewart), Seattle’ın gizemli ölümlerle çalkalanması ve kinci bir vampirin intikam almaya devam etmesiyle kendisini yine tehlikenin tam ortasında bulur. Tüm bunların ortasında bir de Edward Cullen (Robert Pattinson)’a olan aşkıyla arkadaşı Jacob Black (Taylor Lautner) arasında bir seçim yapmak durumundadır tabii vereceği kararın vampirlerle kurt adamlar arasında asırlardır varolan kavgayı ateşleyebileceğinin farkındadır.

24 – Scott Pilgrim Vs. the World

22 yaşına kadar kızlarla şansı yaver gitmemiş Scott Pilgrim, günlerini bas gitarı ve garaj grubu Sex Bob-omb’la birlikte geçirmektedir; ta ki hayallerinin kızı Ramona V. Flowers ile karşılaşıncaya kadar. Scott, Ramona’nın kazanmanın yollarını araştırırken, kızın süper güçlere sahip yedi eski sevgilisini alt etmek zorunda kalacaktır.

23 – Machete

Meksikalı eski bir federal, Texas’ta işçi olarak çalışıp gizlenmektedir. Bir politikacı, Machete’yi pis işlerini yapması için işe alır. Ancak Machete, bir süre sonra kendini işe alanların amaçlarının farklı olduğunu anlar.

22 – Catfish

Sundance’ın bu seneki en popüler filmlerinden olan bir belgesel. New York’lu fotoğrafçı Nev Schulman, kardeşi Ariel ve arkadaşları Henry Joost’la birlikte, Nev’in bir fotoğrafının resmini çizip ona gönderen sekiz yaşındaki Michigan’lı bir kız ve ailesiyle ilgili bir belgesel çekmeye karar verirler. Bu arada Nev, küçük kızın ailesiyle de Facebook’ta arkadaş olur, ayrıca kızın ablasına yazmaya da başlar. Ta ki olaylar hiç beklemedikleri şekilde gelişmeye başlayana kadar. (Eksisözlük – alibeyler)

21 – Get Him to the Greek

Zorlu Görev, müzik dünyasının pırıltılı ve sapkın yanlarıyla dalga geçen bir Jude Apatow yapımı. Konu kaprisli ve çılgın bir rock yıldızını idare etmeye çalışan genç bir plak şirketi çalışanı etrafında dönüyor. Hırslı biri olan 24 yaşındaki Aaron Green’e kariyerini etkileyecek önemli bir görev veriliyor. Londra’ya uçacak ve dünyaca ünlü Hollywood’un efsanevi rock ilahına Los Angeles’daki Greek Theatre’da büyük bir geri dönüş konseri vermesi için çıktığı yolculukta eşlik edecek. Ve Londra’daki uyuşturucu batağından Las Vegas’ın şaşalı dünyasına kadar uzanan bu işi başını belaya sokmadan yapacak. Bundan daha zorlu bir görev olabilir mi acaba? Zorlu Görev, müzik dünyasına ait farklı bir bakış açısı edinmek ve o arada da olabildiğince gülmek için ideal bir film. (Hürriyet – Ömür Gedik)

20 – Animal Kingdom

Organize suça karışmış bir ailenin içinde yaşayan Josh, herkesin çağırdığı ismi ile J, kendi yolunu bulmaya çalışan 17 yaşındaki bir gençtir. Aileyi takip eden dedektif, Josh’u bu kurtlar sofrasından kurtarabileceğini düşünür.

19 – Despicable Me

Gül fidanlarıyla dolu beyaz bahçe çitlerinin olduğu mutlu insanlarla dopdolu bir banliyö mahallesinde, kurumuş çimleriyle kapkara bir ev bulunur. Komşuların bilmediğiyse bu evin altında çok büyük bir sır gizlenmektedir. Dalkavuklarından oluşan küçük bir ordusu olan Gru (seslendiren Steve Carell), dünya tarihinin en büyük soygununu planlamaktadır. Dünyamızın uydusu Ay’ı çalmaya hazırlanmaktadır

18 – Blue Valentine

Bir erkek tutkuyla bağlı olduğu bir kadın için her şeyi yapabilir. Onun hayatında olmak, ona sahip çıkmak, en kötü anında yanında olmak ister. Belki bunu yaparken, o kadını değiştirmeye çalıştığının farkında da olmayabilir. Çünkü erkek için her daim hissedilen önemlidir, kararlıdır, gerisini pek takmaz. aslında bu anlamda filmde de dean’ in söylediği gibi daha romantiktir erkek.

Bir kadın için ise, ona tutkuyla bağlı bir erkek önemlidir tabi ki ama bu yeterli midir? Ben şahsen bir erkek olarak hiç bir kadında bunun yeterli olduğunu görmedim. Kadınlar genelde hissettikleri bu duygularla kendileriyle çelişirler ve onlara karşı yapılan fedakarlıkları kendilerini feda ederek, denk olmaya çalışarak geri vermeye çalışırlar. Ya da bu durumu olabildiğince fazla sürdürmek, böyle yaşamak isterler. şartlar da bunu gerektiriyor olabilir. Bunu yaparken farkında oldukları şeyi niye umursamazlar hiç anlamam doğrusu. Yani bir erkek ne kadar kararlıysa, kadın genelde o kadar çelişkilidir. Kadın olasılıklar havuzunda yüzerken, yanlış veya doğru seçimler yaparken, erkek hep kararlı olup, seçimde doğru ve yanlış gibi kavramlara yer vermez. Bu da tutku ve saplantıyı körükler erkekte.

Yazdıklarımdan çok daha fazlası var bu filmde, o kadar incelikli bir film ki tekrar tekrar izlenmesi gerek bence. Yılın kesinlikle en iyi filmlerinden. Oyunculardan en az birinin oscar almasını çok isterim, fakat pek olası gözükmüyor. (Eksisözlük – xcays)

17 – Kick-Ass

Çizgi romanda süper kahramanlara ilgi duyan Dave Lizewski (Aaron Johnson) isimli sıradan bir gencin süper kahraman olmaya karar vermesi ile yaşananlar anlatılıyor. Yeşil kostümü ile kötülerin peşine düşen nam-ı diğer Kick-Ass’in karşısına birbirinden ilginç karakterler çıkıyor.

16 – Winter’s Bone

17 yaşındaki Ree Dolly (Jennifer Lawrence), zihinsel engelli annesi ve iki küçük kardeşine bakmak zorundadır. Çünkü hapisten kefaretle çıkan babası, uzun süredir ortalıklarda görünmemektedir. Bir gün çiftlikteki evlerine gelen polis, babası Jessup’un teslim olmaması durumunda, evlerini kaybedeceklerini söyler. Meteliksiz ve çaresiz Ree, ellerindeki tek varlıkları olan evlerini kaybetmemek uğruna, kayıp babasını bulmak için her türlü tehlikeliyi göze alarak araştırmalara başlayacak. Bedeli ne olursa olsun

15 – Easy A

Lisede kendi halinde bir öğrenci olan Olive hakkında herkesi meraklandıran bir dedikodu yayılır. Söylentilere göre Olive bekaretini kaybetmiştir. Olive bu durumun doğru olmadığını anlatmaya çırpınsa da, dedikodu gerçekten daha fazla sahicilik kazanır. Bütün hayatının mahvolduğunu düşünen Olive, bu dedikodu sayesinde bir anda okulun en gözde ve popüler kızına dönüştüğünü görür.

14 – Let Me In

İskandinav sinemasının son dönem çıkardığı en iyi filmlerden biri olan Let the Right One In’in Hollywood versiyonu..
Owen içine kapanık ve arkadaş edinmekte zorlanan bir çocuktur. Yeni taşınan Abby ile dost olurlar. Aslında bir vampir olan Abby, Owen’ı herkese karşı korumaktadır. Elbette Owen bunu fark edecektir.

13 – The Town

Dough MacRay (Ben Affleck) banka soyguncularından oluşan bir grubun lideridir. Hayatında kimseyle yakınlaşmadığından kimseyi kaybetme korkusu da yoktur. Ancak bu durum son işlerinde banka müdürü Claire Keesey’yi (Rebecca Hall) rehin almaları ile değişecektir. Claire’e ilgi duymaya başlayan Dough’ın hayatı da bu doğrultuda değişecektir.

12 – How to Train Your Dragon

Hıçkıdık’ın ilerici görüşleri ve sıra dışı espri anlayışı, kabilesine ve kabile reisi olan babası Kayıtsız Zebella’ya pek uymamaktadır. Hıçkıdık, diğer Viking gençleri olan Astrid, Südüklü, Balıkayak, ikizler Tersceviz ve Sertceviz ile beraber Ejderha Eğitimi’ne dahil olduğunda, bir savaşçı olabileceğini kanıtlamak için bunun tek şansı olduğunu anlar. Ama yaralı bir ejderhayla karşılaşınca dünyası altüst olur. Hıçkıdık’ın kendini kanıtlama şansı, tüm kabilenin geleceğine yeni bir yön çizmek için bir fırsata dönüşür.

11 – The Fighter

..The Fighter klasik bir boksör öyküsü aslında. Mücadele eden fakir bir adam, Mickey Ward var filmin merkezinde. Ağabeyi Dickie Eklund yerel bir efsane. Annesi ise yıllarca ağabeyinin menajerliğini üstlenmiş, şimdi de Mickey için didinen çılgın bir kadın. Kalabalık bir aileye mensup Mickey. 6-7 tane kızkardeşi var, ağabeyi Dickie haricinde. Yalnız işin ilginç tarafı bir boksör filmi olarak lanse edilmesine rağmen başarıdan başarıya koşan, Amerikan rüyasını gerçekleştiren Mickey Ward’ın değil bu mesleğe tam olarak başlamadan önce pek çok yoldan geçen ve ailesiyle de belli belirsiz bir kavga içerisinde olan Mickey Ward’ın hikayesi anlatılıyor.. (Theoscarboy)

10 – The Other Guys

New York Şehri’nde kanun adamları denildiğinde, akla ilk gelen isimler Highsmith (Samuel L. Jackson) ve Danson’ dır (Dwayne Johnson). Mücevher soygunuyla ilgili son görevlerinde, anlamsız şekilde 20 katlı binanın tepesinden aşağıya atlayarak hayatlarını kaybederler. Bunun yanında Allen Gamble (Will Ferrell) ve Terry Hoitz (Mark Wahlberg), aynı merkezde çalışan iki silik dedektiftir. Hiçbir önemli göreve atanmazlar. Artık bu durumdan çok sıkılan Terry, iş ortağı Allen’ı da yanına alarak, polis telsizinden anons edilen bir olayın peşinden gider. Böylece hem saygınlıklarını geri kazanacak, hem de halkın idolü olmak için büyük bir fırsat yakalayacaklardır. (Emre Türker)

9 – The Kids Are All Right

The Kids Are All Right lezbiyen bir çiftin başkasının spermleriyle yaptıkları çocuklarının spermin sahibiyle tanışmasını anlatıyor diyebiliriz. Film kesinlikle beklenenden çok daha farklı birşey sunuyor. Ne çocukların babalarını bulması sonra duygu buhranı yaşıyoruz, ne de hikayenin beklenmedik ilişkilerinin bir sonuca bağlandığını görüyoruz. Çoğu şey bizi şaşırtmıyor. Hatta lezbiyen çifte de gözünüz alışınca kendinizi normal bir Amerikan bağımsız komedisinde buluyorsunuz. (Theoscarboy)

8. – True Grit

Babasının katilini bulmakta kararlı olan Mattie Ross, cesaretiyle ünlü Rooster Cogburn’le birlikte Oklahoma kırsalında katilin peşine düşer. Tom Chaney’i arayanlar sadece Mattie Ross ve Rooster Cogburn değildir. Texaslı polis La Boeuf da kaçağın peşindedir, çünkü Chaney Texaslı bir senatörü öldürmüştür. La Boeuf katili bulana verilecek büyük ödülü ister. Mattie’nin tek isteğiyse Chaney’nin babasının öldürüldüğü Arkansas’ta yargılanıp asılmasıdır.

Mattie, La Boeuf’un kendileriyle gelmesine izin verir. Ancak La Boeuf ve Cogburn hiç de iyi anlaşamaz. Chaney’i ne Cogburn ne de La Boeuf yakalar. Bu işi Mattie başarır… – (Voanews)

7 – The King’s Speech

Babası 5.George’un (Michael Gambon) ölümü ardından ve ağabeyi Edward’ın (Guy Pearce) Amerikalı Wallis Simpson’a olan skandal aşkı yüzünden tahttan feragat etmesi üzerine, Bertie (Colin Firth) istemeye istemeye Krallık görevini devralmak zorunda kalır…

Aile içinde “Bertie” adıyla bilinen Albert, çocukluğundan beri büyük zorluklar yaşadığı, alay konusu olduğu kekemeliği yüzünden Krallık görevinden, yapmak zorunda kalacağı konuşmalardan dehşete düşmektedir.

Savaşın eşiğinde olan ve acilen bir lidere ihtiyaçları olduğunu bilen eşi Elizabeth (Helena Bonham Carter) Kraliyet düzeninin zorunlu kurallarına aldırış bile etmeyen Avustralyalı çılgın konuşma terapisti Lionel Logue’u (Geoffrey Rush) takdim eder. Başta hiç uyuşamayan ikili daha sonra büyük bir aşama kaydedecektir.

Terapistin, ailesinin, hükümetin ve Winston Churchill’in (Timothy Spall) desteğiyle Kral kekemeliğinin üstesinden gelir ve radyodan bir konuşma yaparak ülkesindeki insanlara güven vererek, savaş için onları birleştirir..(Divxplanet)

6 – Harry Potter and the Deathly Hallows – Part 1

Büyü bakanlığının kontrolünü ele geçiren Voldemort, kendisi için en değerli şey olan Hortkuluklar’ ı ele geçirmeyi istiyordur. Bunu bilen Harry, Ron ve Hermion Volermort’ un ölüm yiyicelerinden önce Hortkuluklar’ ı bulmak için yola çıkarlar. Üstelik bu sefer tek başlarına ve güvenecekleri kimse yoktur çevrelerinde. Yavaş yavaş aradıkları şeye yaklaştıklarında Ölüm Yadigarları denen unutulmuş bir efsanayi bulurlar. Bundan sonra artık eskisi gibi çocuk değil bir yetiştik gibi karar vermeleri ve davranmaları gerekecektir. – (Filmhane)

5 – 127 Hours

Genç bir dağcı olan Aron, Utah yakınlarında büyük bir kaya parçasının arasına sıkışır ve 5 gün boyunca hayatta kalma mücadelesine giren Aron Ralston’un gerçek hikayesi… 5 gün boyunca kolu kayaya sıkılmış, susuz ve aç kalan Aaron, arkadaşlarını, sevgilisini(Clémence Poésy), ailesini ve yolda kazadan tam önce karşılaştığı iki dağcı kızı (Amber Tamblyn ve Kate Mara) hatırlamaktadır. 5 gün boyunca yaralı halde sıkışıp kalma hali ve içsel sorunlarıyla karşılaşmak zorunda kalan Aaron aynı zamanda cesareti ve kendisini metrelerce derinlikteki bu beladan kurtarmaya yarayacak tüm yönleriyle de yüzleşir ve sonunda kurtulur. Dinamizmini hiç kaybetmeyen film, izleyiciye daha once hiç yaşamadıkları bir yolculuk vaad ederken hayattaki seçimlerimizle ilgili sıradışı bir hikaye sunuyor. – (sinema.com)

4 – Inception

Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği herşeye malolmuştur. Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkansız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.
Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları, onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.

3 – Toy Story 3

Oyuncak kutusu yeniden açıldı ve serinin 3. filmi Oyuncak Hikayesi 3 (Toy Story 3) ile karşımız çıkıyorlar.
Filmde Andy günün birinde insan olduğu için doğal olarak büyüyecektir ve üniversiteye gitme planları içerisindedir. Oyuncaklarından olan Woody ve Buzz bunun farkındadırlar fakat o gün geldiğinde ne olacağı muammadır. Heyecan ve endişe içerisinde o gün olacakları hep beraber izleyeceğiz.
3 D farkıyla izleyebileceğimiz Oyuncak Hikayesi 3 (Toy Story 3) filminin yönetmeni Lee Unkrich. Senaryoda Michael Arndt yer alıyor. Yapımcı John Lasseter ve Darla K. Anderson.
2 Temmuz 2010 da vizyona girecek olan Oyuncak Hikayesi 3 (Toy Story 3) filminin seslendirme kadrosunda ise; Tom Hanks, Robin Williams, Whoopi Goldberg, Michael Keaton, Tim Allen, Joan Cusack, R. Lee Ermey, Bonnie Hunt, Timothy Dalton, Jeff Garlin, Wallace Shawn, Blake Clark, John Morris, Ned Beatty, Tom Kenny, Don Rickles, Estelle Harris, James Anthony Cotton ve Jodi Benson isimler yer almakta. – (sivrisinema)

2 – Black Swan

Nina (Portman), New York’ta yaşayan çok yetenekli bir balerindir ve hayatında çoğu balerin için de olduğu gibi dans etmekten başka bir şey yoktur. Eski bir balerin olan ve bu konuda çok hırslı olan annesi Erica (Hershey) ile yaşamaktadır. Oyun yönetmeni Thomas Leroy (Cassel) Kuğu Gölü’nün baş balerini Beth MacIntyre (Ryder) yeni sezonda değiştrimeye karar verir ve ilk tercihi de Nina’dır.

Balenin saf ve zarif Beyaz Kuğu ile şehvetin temsilcisi Siyah Kuğu’yu aynı anda canlandırabilecek birine ihtiyacı vardır. Fakat Nina’yı bekleyen bir yeni bir rakip vardır ve o da Leroy’u etkilemeyi başarmıştır. Nina Beyaz Kuğu rolüne her ne kadar uysa da, Lily de Siyah Kuğu’nun tam karşılığıdır. İki genç dansçı arasındaki rekabet garip bir arkadaşlığa dönüşürken Nina, onu mahvedebilecek türden bir kayıtsızlıkla, kendi karanlık tarafıyla yüzleşmeye başlar… – (sinemam)

1 – The Social Network

2003 yılında bir akşam, Harvard Üniversitesi öğrencisi ve bilgisayar programcısı Mark Zuckerberg, bilgisayarının başına oturur ve yeni bir fikir üzerinde çalışmaya başlar. Çılgın içerikli web günlüğü ve programlama sonucunda, kısa süre sonra global düzeyde bir sosyal network oluşturacak ve iletişimde devrim yaratacaktır. Ancak başarı bu genç girişimciyi kişisel ve yasal karmaşalara sürükler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here